Karlar erimeye başlar başlamaz, ormandaki sessizlik kaybolur, kuş cıvıltıları başlar. Kuşlar ormanı pay etmektedir. Bir alanı ele geçiren bir kuş hemen ötmeye başlar, bu diğer kuşlara bir mesajdır ve anlamı şudur: “Benim alanıma giren kuşun vay haline!”.. Erkek ve dişi kuşların ses organı aynı ise de (sirinis), ekseri erkek kuş öter. Bu “seranatlar” ne kadar farklı olsa da hepsinin anlamı aynıdır: ” Bekarım, hayatımın baharındayım ve bir parça toprağım var.” Çit kuşlarının erkeği bu mesejı bir günde 2.340 kez, ağaç Pipit kuşları ise 3.377 kez tekrarlar.
'Makaleler' kategorisi için arşiv
Stanford Üniversitesi Çevre Bilim Merkezi’nde araştırma görevlisi Çağan Şekercioğlu, sekiz öğrencisi ile beraber, dünyanın tüm kuş türlerini kapsayan (yaklaşık 10,000 tür (9916)) ve 600 binden fazla girdiden oluşan en kapsamlı kuş ekolojisi veri tabanını hazırladı.
Yazımıza başlamadan önce “Neden bazı hayvan türleri evcilleştirebiliyor da bazıları evcilleştirilemiyor?”sorusuna cevap vererek başlamak isliyoruz: Evcilleştirmede ilk adım, uysallaştırmadır. Her memeli hayvan,
çok küçük bir yaşta anasından alınır ve çok erkenden bir insan-koruyucu tarafından büyütülürse, korkusuzca uysallaştırılabilir. Ancak büyüdukten sonra da uysallaşıp uysallaşamayacağı, eninde sonunda sonsözü söyleyen bazı kalıtımsal sosyal davranış biçimlerine bağlıdır.
Uysallaştırılmış bir hayvana, hangi noktada artık “evcil” denilebilir? Bana göre, kendisinin üremesini, yerleşimini ve yiyeceğini kontrol eden bir insan toplumu içerisinde geçim ya da kazanç amacıyla tut sak olarak yetiştirilen bir hayvana “evcil” demek doğru olur. Evcilleştirme sonucunda, davranış ve görünüşü aynı türün yabani örneklerinden ayrılan bir nesil oluşur.
Yabani hayvanlar nasıl evcilleştirildi? Ve Hadımlaştırma! yazısını okumaya devam edin
Yapışkan dillerini dışarıya fırlatıyor, süper optik gözlerle çevreyi tarıyor ve derileriyle gerçekleştirdikleri ışıltılı renk oyunlarıyla iletişim kuruyorlar. Bilinmeyen yönleriyle bilim insanlarını bile büyüleyen bukalemunların her geçen gün yeni bir türü ortaya çıkıyor. Ancak, henüz keşfedilen bu türler aynı zamanda yok olmak üzere…
Anadolu’dan hangi yaban hayvanlar yok oldu?
Kaplanlar, aslanlar, filler, çitalar, parslar, yaban eşekleri… Neler geldi ve neler geçti ve artık Anadolu’da yaşamıyorlar. Tıpkı, Anadolu’da bizden önceki yüzlerce diğer uygarlık gibi onlar da tarihteki yerlerini aldılar. Peki, ya sonrası?
Dünyada kıtasal özellik gösteren, bir çok türün anavatanı ve özellikle geçmişteki jeolojik ve iklimsel değişikliklerden etkilenen canlılara barınak olan Anadolu coğrafyası, dünyadaki herhangi bir kara parçasından çok daha fazla biyolojik öneme sahiptir. Anadolu’nun coğrafik konumu, topoğrafik özllikleri ve iklim değişiklikleri nedeniyle, geçmişte ve günümüzde canlıların bileşimini ne denli etkilediğini bilmenin yanı sıra, on bin yıldır hüküm süren Anadolu medeniyetlerindeki sosyolojik olayların, hayvanlar üzerindeki etkilerini bilmek, bu toprakların sahibi olan bizlerin kaçınılmaz görevleri arsındadır. Eğer bu bilinci kazanamazsak, çok kısa bir zaman dilimi sonrası ağır suçlamalarla karşı karşıya kalacağımız gibi, insanlığın ortak mirası olarak kabul edilen canlı varlıkları koruyamama nedeniyle bu zenginlik, hatta bu kara parçası üzerindeki haklarımız tartışmaya da açılabilir.
Anadolu’da nesli tükenen hayvanlar yazısını okumaya devam edin
19. yüzyılda hayvanlarla ilgili kaygılar büyük ölçüde Bentham ve Mill gibi liberallerce, Shaw, Henry Salt, ve Edward Carpenter gibi sosyalistlerce dile getirildi. Bu insanların hepsi de hayvanların sömürülmesine karşı çıktı ve başka toplumsal davalarda da etkin olarak yer aldılar. Örneğin, hayvanların sömürülmesine karşı çıkan Frances Cobbe, kadınlar ile çocuklara yönelik şiddete ve pornografiye de yılmadan karşı çıkıyordu. Vejetaryen ve hayvan deneyi karşıtı olan Charlotte Despard, Kadınların Toplumsal ve Siyasal Birliği’nin genel sekreteriydi ve genel oy hakkı hareketini destekleyen etkinlikleri nedeniyle hapse girmişti. 1907’de Londra’da sendikacılar feministlerle ve hayvan deneyi karşıtlarıyla güçlerini birleştirip hayvan deneylerine karşı çıktılar. (…) Carol Lansbury, bu olaya ilişkin tarihsel incelemesi The Old Brown Dog’da, kadınların da işçilerin de tıbba kuşkuyla baktığını ve hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde, kendileri üzerinde uygulanan baskının simgelerini gördüklerini anlatır. “Üzerinde deney yapı lmak üzere canlı halde kesilip biçilen hayvan, kesilip biçilen kadını temsil ediyordu: Jinekoloğun masasına yatırılan kadını, zamanın pornografi edebiyatında teşhir edilen kadını.” (…)
Sol Bakış: Hayvanlara mal muamelesi yapılabilir mi? yazısını okumaya devam edin
Dünyada yaklaşık üç bin sivrisinek türü olduğu bilinmektedir. Bunların çoğu insana saldırmaz. Zaten aksi olsaydı dünyanın her yerinde bulunabilen bu yaratıklar ormanda, dağda, insan bulunmayan yerlerde yaşamlarını idame ettiremezlerdi.
Meteorolojik rivayetlere göre, yalanan kedi yağmuru, kırlangıçların yüksekten uçması güzel havayı, sincabın çok ceviz toplaması kışın sert geçeceğini haber veriyor. Ayrıca, mantarlar çoksa kar çok yağar, temmuz ayında gök gürlemezse köylü aç kalır, yaz aylarının sisi ise güzel havaların habercisidir.
“Hayvan deneylerine karşı çıkmamın nedeni, hayvanların zorla maruz bırakıldıkları büyük acılardır. Deneylere karşı olmak için bunun ötesinde bir neden aramama gerek yok.” Mark Twain
Hemen iki istatistiki veriyle yazıya başlamak istiyorum:
1- Avrupa Birliği ülkelerinde her yıl hayvan deneylerinde 10 Milyon hayvan çeşitli acılar çektirilerek öldürülmektedir.
2- Amerika Birleşik Devletleri’ndeyse bu sayı her yıl 18 – 22 Milyon arasında değişmektedir.
Son Yorumlar